Sigarasından son dumanı sert şekilde alıp kalktı. İnsanlara dikkatlice bakarak yürümeye başladı. Bir anda kendini çok yalnız hissetti ve birden kalbinde bir sızı ölen annesinin sesini duyar gibi oldu. Zorda olsa deniz kenarına gelip biraz nefes alma fırsatı bulmuştu. Hayatında ilk kez deniz görüyordu. Korku ve heyecanla harmanlanan bir duyguya kapılmıştı. Denize paralel bir şekilde yavaş yavaş yürümeye başladı. Epey yürüdükten sonra gözüne bir çocuk takıldı. Üzerindeki elbiseler oldukça eski elinde bir kutu ile bekliyordu. Göz göze geldiler. Cemil bu koca şehirde kendisine ilk kez bu kadar içten bakan birini görmüştü. Bir merhaba demeliydi. ''merhaba'' çocuk tebessüm ederek ''merhaba abi'' dedi. Cemil bu içten gülen gözleri nasıl bırakıp gidebilir diki hemen. Buz tutmak üzere olan ruhunun ısınmaya başladığını hissetmişti üstelik. Cemil cebinden bir mızıka çıkartıp çocuğa göstererek ''vaktin varsa sana biraz çalabilirim'' dedi. Çocuk biraz tereddüt ederek ''şey.. uzun sürmez değil mi?'' dedi. Cemil cevap vermeden mızıkayı çalmaya başlamıştı. Çocuk melodiye kafasıyla eşlik ediyordu. Çocuk bir anda kutuyu cemile uzatıp ''hemen geliyorum'' dedi. Karşıdan gelen başka bir çocuğa doğru koşmaya başladı. Cemil şaşkın bakışlarla kutuyu tutuyordu. Çocuk tekrar koşarak geri geldi. elinde yarısı yanmış mavi bir mum vardı. Çocuk heyecanlı bir şekilde ''kardeşimin bugün doğum günü benimle gelip ona da bu şarkılardan çalabilir misin?'' Cemil bu teklifi düşünmeden kabul etti. Eve doğru yürümeye başladılar. Çocuk hızlı hızlı ilerliyordu. Cemil ise arkasından tebessüm ederek onu takip ediyordu. Nihayet gelmişlerdi. Bahçede yarı kırık bir masada bir kadın ve bir küçük kız çocuğu oturmaktaydı. Çocuk hemen bahçeye girip elindeki kutuyu masaya bıraktı. Cemil içeri girmek için biraz tereddüt etti. Çocuk Cemili elinden tutup içeri çekti. Cemil mahcup bir şekilde içeri girdi. Çocuk annesinin kulağına eğilip ''anneciğim bu abi kardeşim için bize mızıka çalacak'' dedi. Annesi Cemile kafası ile selam verdi.Daha sonra kutuyu açıp çıkan küçük bir dilim pastayı ortaya koydu. Çocuk hemen cebindeki yarım mumu üzerine yerleştirip yaktı. ''hadi dilan bir dilek tut ve mumu üfle'' Küçük dilan biraz düşündükten sonra mumu üfledi. Cemil mızıkayı çalmaya başladı. Çocuk ve küçük dilan melodi eşliğinde oynamaya başladılar. Annenin gözlerinden milyon dolarların bile satın alamayacağı mutluluk göz yaşları süzülmüştü. O gün küçük dilan dışında herkes un helvası yemişti ve küçük Dilanın artık bir mızıkası vardı.
Hayatın her anından mutluluk fışkırırken insanların mutsuz olmak için bir biri ile yarışması ne acıdır. Beton blokların ardında, lüks otomobiller üzeride mutluluğu aramak.. Durup düşünmeli insan muhteşem güçte küvette ve kabin yıldır parlayan güneş bile birgün tükenecek.
Vakit ayıran herkese sevgi ve saygılarımla Emre Şahin...