11 Şubat 2014 Salı
-Kaybolmuş Şehrin Hayalet Aşıkları- 3.Kısım
''Vefa bir çeşit dost teşekkürüdür''
Ankarada hava bugün benim gibi ne yapacağını bilmeyen bir hal içinde,ne çok soğuk ne çok sıcak. Beton Sametin isteği üzerine italyan kesim bir takım elbise giymiştim. Binadan çıkarken beni gören Ruşen amca ''hayrola Fuat damat mı oluyorsun yoksa'' diye takılmıştı. Sadece tebessüm ederek''iyi günler'' demiştim. Binadan çıkmıştım. Bir sigara yakıp Beton'un gelmesini bekliyordum. Beton eskiden de olduğu gibi yine dediği saatte gelmişti. Pus'un yerini bulduğunu söylemişti. Tanka benzer siyah bir arabası vardı. Arabaya binip Ankara'nın tekin olmayan sokaklarında pekde tekin olmayan adamını bulmak için yola çıkmıştık...
''Ruhun anestezisi aşktır''
Bu keşmekeş olayların zincirleme bir kaza gibi peş peşe gelmesi yüreğimi kavuruyordu. Sanki biraz daha konuşsam ağzımdan lavlar çıkacaktı. Bol sigara içiyordum, ardı arkası kesilmiyordu o hüzünlü dalışlarımın...
Beton bana bana bakıp;
-onu çok mu seviyorsun?
-aynı şehirde olmayınca şehrine yağan yağmurları bile kıskanıyorum. Bu cevap karşısında suskun kalmayı tercih etmişti. Biraz daha ilerleyince sadece ''geldik'' demişti...
'' Yürekteki yara ne kadar büyürse insan o kadar acımasız olur''
Beton çoçukken annesinin ölümünü canlı canlı görmüş. Bunun için acıma duygusunu yitirmiş olmalıydı. Anne şefkati eksikliği yaşayan acımasız bir çocuk oluşu bunun içindi.
Beton arabadan inip etrafa keskin bir bakış attı. Ceketini ve saatini düzeltip kaşlarını çatarak ve sert adımlarla Pus'un evinin önüne geldik. Kapıyı eliyle sert bir şekilde çaldı. Kimo? sorusuna ''Şeker Kemal'in selamını getirdik'' dedi. Yüzüme bakıp gözünü kırptı. Kapıyı açan adamın en dikkat çeken yanı yüzündeki derin yarık iziydi. Sanırım bir falçata ile acımasız bir şekilde yapılmıştı. Sol kaşından çenesine kadar uzanıyordu. Beton içeri girdi bana sen burda kal demişti. O an bunu neden dedi diye sorgulayacak vaktim yoktu. Aradan biraz zaman geçinçe içerden bağrışma sesleri gelmeye başlamıştı. Ne yapmalıyım diye düşünürken nasıl oldu bilmiyorum kapıyı kırıp içeri girmiştim. Beton kapıda gördüğüm adamın ağzına silahı sokmuştu. Bu durum Beton için normal ve sıradandı. Betonun her zaman silahla gezip karanlık bir bulutun altında ilerlediğini biliyordum. Yarığın sahibinin Pus olduğunu anlamıştım o an. Pus ise nefes nefese kolyenin nerden geldiğini anlatıyordu. Arabaya bindiğimizde sırtımın terlediğini fark ettim. Ankara kalesinde bir çay bahçesine geçip çaylarımızı yudumlaya başlamıştık...
''Hayat ; yasamsal fonsıyonların devam surecınde menfaatlerın kana karısma durumudur.''
Kolyeyi satanın Serpil olma ihtimali artık çok yüksekti Pus'un dediklerine göre. Beton ''şimdi benim biraz işim var sen bugün iyi bir şekilde düşün istersen yarın sabah gidip dediği yere bakarız'' Başımı tamam anlamına gelecek şekilde sallamıştım. Sanki bu sevda beni dipsiz bir kuyuya atmıştı sürekli düşüyordum. Ama içimden bir ses gemileri yakıp bu sevdanın peşine düşmemi söylüyordu. Onca zamanda değişmeyen bu duyguyu bir daha yaşamak mümkün değildi sanırım...
Beton yine sabah beni almıştı. İçimde tarifi imkansız garip bir heycan vardı. Sanki zamanının dolmasını beklyen saatli bir bomba gibiydim. Radyoda çalamaya başlayan Ferdi Tayfur parçası içimi parçalamak için yetmişti...
' nede hakliymis meger
ask ugruna yananlar
sende beni yakip gittin
gecen yil bu zamanlar' içimden kopan fırtınaları hissediyordum gözümden göz yaşı düşmesin diye radyoya uzanıp kapatmıştım...
Nihayet gelmiştik. Beton eliyle köşedeki binayı gösterip burası demişti. Binaya yaklaşmıştık. İki el silah sesi ile irkildik. Beton elini beline atıp sırtını duvara yaslamıştı. Bir eli ilede beni kolluyordu. İşte ne olduysa o zaman olmuştu. Binadan yıldırım gibi çıkıp arabaya binen ve aynı şekilde uzaklaşan kadının gözleri gözlerime değmişti bu evet Serpil'di. Buna çok emindim. İşin en ilginç tarafı cesetin ismiydi...
Vakit ayıran arkadaşlara çok teşekkür ederim. Görüş öneri ve özelikle eleştirilerinizi bekliyorum. İletişim emre1372@gmail.com. Bazı kısımlarda belli varsayımlar ön görüyor hikaye. Uzatmayıp her okuyucu kitlesini sıkmamak için bazı olaylar hızlı ve kısa aktarılmıştır bunun için. 4.kısım 17 subat salı gunu yayında olacak. İyi akşamlar.
emre/pozivit
4 Şubat 2014 Salı
-Kaybolmuş Şehrin Hayalet Aşıkları- 2.Kısım
'' Bazen başarmak için kaybetmek, yaşamak için ölmek gerekir bilemeyiz...''
Fotoğrafdaki Serpildi. Yüreğim titriyordu ve istem dışı bir gözyaşı düşüyordu gözümden, intihar edercesine. Taksiciye kolyeyi göstererek ''bunun sahibini tanıyor musun? Takside buldum ve bu benim için çok önemli '' dedim. Taksici gözlerini büyüterek kolyeye baktı. ''hayır beyfendi. Bugün ilk müşterim sizsiniz '' . Cebimden sigara paketini çıkartıp taksiciye uzattım birer sigara yaktık. Özetle Serpille aramızda geçenleri anlattım. Bana aynı takside çalışan diğer taksicinin numarasını verdi. Uçağın kalkmasına 1.5 saat vardı. İçimden bi ses o uçağa binmememi söyledi, öylede yaptım....
''Kırık Kanatlı bir kuş gibiydi bazı umutlar.''
Ertesi gün diğer taksici Gökhan Beyle çaylarımızı yudumluyorduk. Anlayışla ve insaniyetle bana yardımcı olmaya çalışıyordu. Bir neticeye varmak için umutla bekliyordum. Ama tanımsız ve somut olmayan yarı yanlış varsayımlardan başka bir şey çıkmamıştı. Numaramı bırakıp ayrılmıştım oradan...
' zamansız saatler hep beni buluyor, ya sana beş var yada seni beş geçiyor.'
Kabuk bağlayan yaram tekrar kanamaya başlamıştı. Hayatıma yön veremiyordum. Ne zaman buna kalkışsam odak noktam Serpil oluyordu. Sele kapılmış bir kaya gibi hiç bir yere tutunamadan akıp gidiyordum hayattan. Sevgi dolu gözlerini hatırlamasan çoktan unuturdum aslında onu. En zoruda buydu zaten. Seven bir kalpten göç etmek, sevdanızın ölümlü bir kazaya uğraması kadar acıdır...
''Güneş yüzünüze vuruyor ama içinizi ısıtmıyorsa mevsim sonbahardır''
Uzun ve umutsuz geceler bir sonbahar hüznü yaşatıyordu yüreğime. Yine Ankaranın sen kokulu sokaklarında dolaşıp duruyorum. Telefonuma bir çağrı gelmişti,arayan Gökhan bey. Beni durağa çağırmıştı. Durağa hızlı bir şekide ulaşmıştım. Kolyeyi düşeren kişi durağa gelmiş. Kolyeyi düşüren kişi bir kuyumcu çırağı, kolyeyi kuyumcuya satan ise Pus lakablı karanlık bir adam...
''vicdanın ağır bastığı yerde, insanlık menfaatleri kurşuna dizer''
Bazı insanlar vardır ihtiyacınız oluğu zaman karşınıza birden çıkar. İşte Samet nam-ı diyar Beton, da böyle bir insandı. Tahsinden Pus adında birini aradığımı öğrenmiş bir gün karşıma çıkıp ''ayıb oluyor Fuat kardeş başkalarından duyuyoruz geldiğnini'' diyip gülerek sarılıyoruz. Hiç ayrılmamış gibi samimi hemen ayrılacak kadar tedirginiz.. Pus'u bulmak için yola çıkıyoruz....
Olaylar değişik bir hal almaya başlıyor. Vakit ayıran herkese teşekkürler. görüş önerivi ve eleştirilerinizi emre1372@gmail.com adresine yazabilirsiniz.
EMRE/POZİVİT / @pozvt2
Fotoğrafdaki Serpildi. Yüreğim titriyordu ve istem dışı bir gözyaşı düşüyordu gözümden, intihar edercesine. Taksiciye kolyeyi göstererek ''bunun sahibini tanıyor musun? Takside buldum ve bu benim için çok önemli '' dedim. Taksici gözlerini büyüterek kolyeye baktı. ''hayır beyfendi. Bugün ilk müşterim sizsiniz '' . Cebimden sigara paketini çıkartıp taksiciye uzattım birer sigara yaktık. Özetle Serpille aramızda geçenleri anlattım. Bana aynı takside çalışan diğer taksicinin numarasını verdi. Uçağın kalkmasına 1.5 saat vardı. İçimden bi ses o uçağa binmememi söyledi, öylede yaptım....
''Kırık Kanatlı bir kuş gibiydi bazı umutlar.''
Ertesi gün diğer taksici Gökhan Beyle çaylarımızı yudumluyorduk. Anlayışla ve insaniyetle bana yardımcı olmaya çalışıyordu. Bir neticeye varmak için umutla bekliyordum. Ama tanımsız ve somut olmayan yarı yanlış varsayımlardan başka bir şey çıkmamıştı. Numaramı bırakıp ayrılmıştım oradan...
' zamansız saatler hep beni buluyor, ya sana beş var yada seni beş geçiyor.'
Kabuk bağlayan yaram tekrar kanamaya başlamıştı. Hayatıma yön veremiyordum. Ne zaman buna kalkışsam odak noktam Serpil oluyordu. Sele kapılmış bir kaya gibi hiç bir yere tutunamadan akıp gidiyordum hayattan. Sevgi dolu gözlerini hatırlamasan çoktan unuturdum aslında onu. En zoruda buydu zaten. Seven bir kalpten göç etmek, sevdanızın ölümlü bir kazaya uğraması kadar acıdır...
''Güneş yüzünüze vuruyor ama içinizi ısıtmıyorsa mevsim sonbahardır''
Uzun ve umutsuz geceler bir sonbahar hüznü yaşatıyordu yüreğime. Yine Ankaranın sen kokulu sokaklarında dolaşıp duruyorum. Telefonuma bir çağrı gelmişti,arayan Gökhan bey. Beni durağa çağırmıştı. Durağa hızlı bir şekide ulaşmıştım. Kolyeyi düşeren kişi durağa gelmiş. Kolyeyi düşüren kişi bir kuyumcu çırağı, kolyeyi kuyumcuya satan ise Pus lakablı karanlık bir adam...
''vicdanın ağır bastığı yerde, insanlık menfaatleri kurşuna dizer''
Bazı insanlar vardır ihtiyacınız oluğu zaman karşınıza birden çıkar. İşte Samet nam-ı diyar Beton, da böyle bir insandı. Tahsinden Pus adında birini aradığımı öğrenmiş bir gün karşıma çıkıp ''ayıb oluyor Fuat kardeş başkalarından duyuyoruz geldiğnini'' diyip gülerek sarılıyoruz. Hiç ayrılmamış gibi samimi hemen ayrılacak kadar tedirginiz.. Pus'u bulmak için yola çıkıyoruz....
Olaylar değişik bir hal almaya başlıyor. Vakit ayıran herkese teşekkürler. görüş önerivi ve eleştirilerinizi emre1372@gmail.com adresine yazabilirsiniz.
EMRE/POZİVİT / @pozvt2
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

